H&M aşkımdan bir çok kez bahsetmişimdir. Bir kez daha tekrarlayacağım modayı ulaşılabilir hale getiren bu marka benim için çok değerli. En son yapmış olduğu Balmain x H&M iş birliği sayesinde ortalama olarak 20,000 dolara satılan Balmain tasarımlarını sadece 200 dolara moda severlerle buluşturacak H&M'in geçtiğimiz gece New York'ta düzenlenen BalmainxH&M moda şovunda dünyanın bir çok ülkesinden moda severler ve ünlü isimler buluştu. Ben de uyumayıp gece 4 gibi bu şovu H&M'in yeni açtığı Periscope kanalında izledim. Gecede sahne alan backstreetboys beni gençliğime götürürken, Olivier'in tasarımları heyecanımı arttırdı. Gerçekten büyüleyici bir etkinliğe daha imza atan H&M'in koleksiyonu 8 Kasım'da mağazalarda olacak.
Sevgiler.
Göze Şener
Sevgiler.
Göze Şener
Hızlı servis restaurantları arasında öyle bir isim var ki, patates kızartması deyince akla hemen ilk o isim geliyor. Cevabını fazla düşündüğünüzü sanmıyorum, tabii ki Mc Donald's'dan bahsediyorum.
Annem ve babamın söylemesine göre küçükken sadece oyuncakları için gittiğimiz, çocuk menüsünün oyuncağını alıp, yemeğini ise tabakta bıraktığım, oyun alanında oynerken kendimi uzay üstünde sandığım ve bir çoğunuzun da hatırladığı gibi ülkemizdeki ilk mağazasını 1986 yılında Taksim'de açan hızlı servis restorantı Mc Donald's. Peki bu firmanın o günden bugüne hiç değişmeden, kalitesini daha da artırarak geliştirdiği patateslerin sırrı ne?
Bu sorunun cevabını bulmak için, İstanbul'dan Nevşehir'e doğru yola çıktık. Sevgili Onur Erol, Deniz Saatçioğlu, Hilal, Ahmet Erten, Kukla Süreyya ve Kubilay Sakarya ile birlikte.
İlk durağımız bu organik patatesleri yetiştiren, Doğa Tarım firması oldu. Kendilerinin laboratuarlarına girip, bir tüp filizin nasıl 5 ton patates haline dönüştüğünü öğrendik. Birçok yerli ve yabancı firmaya patates üretimi sağlayan firma, her şirket için özel bir çeşit ürettiklerini söyleyince çok şaşırdım.
Labaruatardan sonra sıra seralara geldi. Seraya girerken bile galoş giyinilmesi dikkatimi çekti. Buradaki minik patates yumrularını görünce içime mutluluk doğdu. Her bir yumru ortalama olarak bin tl değerindeymiş.
Daha sonra Patates deposuna gittik. Doğa tohumculuk yeraltı deposu seçerek hem maliyetleri düşürmüş hem de Avrupadaki en büyük depoyu kurmuş. Böylece patateslerin ziyan olmasını engelleyerek, tarım için daha çok katkıda bulunuyorlarmış. Sonra da patateslerin dilimlenerek dondurulduğu fabrikaya gittik. İlk defa bir fabrika gezdiğim için heyecanlıydım. Burada da hem bone hem de birçok dezenfektasyondan geçerek fabrikayı gezmeye başladık. Tam o sırada Nuray Hanım üretimden bir poşet alarak bizim için özel olarak kızarttırdı. Tadı gerçekten inanılmazdı, ama McDonald's şubelerinde de yediğimiz patates tadıyla birebirdi.

En sonunda ise soluğu Mcdonalds Göreme'de aldık. Önce burada Mc Donald's ekibiyle birlikte açık mutfak turuna katıldık. Açık mutfak nedir diyecek olursanız, tüm Mc Donald's'larda geçerli olan ve çok hoşuma giden bir uygulama. Siz de şehrinizdeki Mc Donald's'a giderek, şube müdürüne mutfağı gezmek istediğinizi söyleyebilir, belirli hijyen ve dezenfektan kurallarını uyguladıktan sonra mutfağı ziyaret edebilirsiniz.
Burası, tarihi bir saraydan restore edilerek restauranta dönüştürülmüş. Hemen yanıbaşındaki milli park ve göl ise ayrı bir hava katıyordu. Tam o sırada yemeklerimizi afiyetle yerken kendi kedime sordum, bir daha ne zaman böyle manzaraya bakıp mc chicken'ımı yiyebilirim ki diye? Tabii o sırada manzarayı pek çekememişim :)





Bu keyifli gezi, güleryüzleri ve en çok da işlerine duydukları sevgi için Sevgili Mc Donald's Türkiye ekibine teşekkür ederim. Kapadokya ile ilgili bir lezzet turu, bir de o ağacın altında yazımı da çok yakında www.hiswardrobe.net adresinden okuyabilirsiniz.
Sevgiler,
Göze ŞENER
Fotoğraflar: Göze ŞENER
Fotoğrafların izinsiz kullanılması telif yasalarına aykırıdır.
Annem ve babamın söylemesine göre küçükken sadece oyuncakları için gittiğimiz, çocuk menüsünün oyuncağını alıp, yemeğini ise tabakta bıraktığım, oyun alanında oynerken kendimi uzay üstünde sandığım ve bir çoğunuzun da hatırladığı gibi ülkemizdeki ilk mağazasını 1986 yılında Taksim'de açan hızlı servis restorantı Mc Donald's. Peki bu firmanın o günden bugüne hiç değişmeden, kalitesini daha da artırarak geliştirdiği patateslerin sırrı ne?
Bu sorunun cevabını bulmak için, İstanbul'dan Nevşehir'e doğru yola çıktık. Sevgili Onur Erol, Deniz Saatçioğlu, Hilal, Ahmet Erten, Kukla Süreyya ve Kubilay Sakarya ile birlikte.
| Mc Donald's Türkiye Genel Müdürü Sayın Dilek Dölek ve His Wardrobe Bloggerı Göze Şener |
İlk durağımız bu organik patatesleri yetiştiren, Doğa Tarım firması oldu. Kendilerinin laboratuarlarına girip, bir tüp filizin nasıl 5 ton patates haline dönüştüğünü öğrendik. Birçok yerli ve yabancı firmaya patates üretimi sağlayan firma, her şirket için özel bir çeşit ürettiklerini söyleyince çok şaşırdım.
| Doğa Tohumculuk Yönetim Kurulu Başkanı ve Kurucusu Sayın Yakup Karahan |
Daha sonra Patates deposuna gittik. Doğa tohumculuk yeraltı deposu seçerek hem maliyetleri düşürmüş hem de Avrupadaki en büyük depoyu kurmuş. Böylece patateslerin ziyan olmasını engelleyerek, tarım için daha çok katkıda bulunuyorlarmış. Sonra da patateslerin dilimlenerek dondurulduğu fabrikaya gittik. İlk defa bir fabrika gezdiğim için heyecanlıydım. Burada da hem bone hem de birçok dezenfektasyondan geçerek fabrikayı gezmeye başladık. Tam o sırada Nuray Hanım üretimden bir poşet alarak bizim için özel olarak kızarttırdı. Tadı gerçekten inanılmazdı, ama McDonald's şubelerinde de yediğimiz patates tadıyla birebirdi.
| Mc Donald's Türkiye Genel Müdürü Sayın Dilek Dölek ve Doğa Tohum Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Yakup Karahan |
En sonunda ise soluğu Mcdonalds Göreme'de aldık. Önce burada Mc Donald's ekibiyle birlikte açık mutfak turuna katıldık. Açık mutfak nedir diyecek olursanız, tüm Mc Donald's'larda geçerli olan ve çok hoşuma giden bir uygulama. Siz de şehrinizdeki Mc Donald's'a giderek, şube müdürüne mutfağı gezmek istediğinizi söyleyebilir, belirli hijyen ve dezenfektan kurallarını uyguladıktan sonra mutfağı ziyaret edebilirsiniz.
Burası, tarihi bir saraydan restore edilerek restauranta dönüştürülmüş. Hemen yanıbaşındaki milli park ve göl ise ayrı bir hava katıyordu. Tam o sırada yemeklerimizi afiyetle yerken kendi kedime sordum, bir daha ne zaman böyle manzaraya bakıp mc chicken'ımı yiyebilirim ki diye? Tabii o sırada manzarayı pek çekememişim :)
Bu keyifli gezi, güleryüzleri ve en çok da işlerine duydukları sevgi için Sevgili Mc Donald's Türkiye ekibine teşekkür ederim. Kapadokya ile ilgili bir lezzet turu, bir de o ağacın altında yazımı da çok yakında www.hiswardrobe.net adresinden okuyabilirsiniz.
Sevgiler,
Göze ŞENER
Fotoğraflar: Göze ŞENER
Fotoğrafların izinsiz kullanılması telif yasalarına aykırıdır.
Sonbaharın hüznü müydü kalbime vuran, yoksa sararıp dökülen yaprakların ağırlığı mıydı taşıyamadığı dallarımın bilemiyorum bu aralar içimde değişik bir duygu var. Hani sanki güzel bir günün yaşanılmışlığı ile bitmek üzere olan kadehteki son yudum rose gibi.
Ama olsun daha yürüyecek çok yol, görecek çok sonbahar var. Belki son belki ilk ne farkeder ki eğer o anın içerisinde değilsek ve o anı yaşayamıyorsak özgürce. Ne önemi var?.. Derken bastığım yaprakların hışıltısıyla hatırladım sonbaharın da güzel yanlarının olduğunu. Mesela kahverengi ile yeşili aynı karede görebiliyordum. Bu demek oluyor ki zıt renkler uyum içerisinde, doğa yeniden bir dönüşüme giriyor. Bu kış güzel geçecek. En azından geçecek ve sonra tekrar o çok sevdiğim yaz gelecek.
Kim bilir belki de mevsimlere bu kadar takılmamak gerek. Sadece o anı yaşamak, o ana göre giyinmek. Giyinmek demişken, sevdiğim son bahar parçalarını toparlayıp bir stil postu hazırlamak istedim. İstemekle kalmadım sevgili teyzemi ziyarete gittiğimde keyifli de bir çekim gerçekleştirdik. Bu her sonbahar onunla yaptığımız klasik bir aktivite aslında. Geçen seneki stil postuma bakmak için buraya tıklayabilirsin.
Kuru yaprakları toplayıp, havaya atarken ki eğlence... Son bahar benim için işte tam da bu.






Ama olsun daha yürüyecek çok yol, görecek çok sonbahar var. Belki son belki ilk ne farkeder ki eğer o anın içerisinde değilsek ve o anı yaşayamıyorsak özgürce. Ne önemi var?.. Derken bastığım yaprakların hışıltısıyla hatırladım sonbaharın da güzel yanlarının olduğunu. Mesela kahverengi ile yeşili aynı karede görebiliyordum. Bu demek oluyor ki zıt renkler uyum içerisinde, doğa yeniden bir dönüşüme giriyor. Bu kış güzel geçecek. En azından geçecek ve sonra tekrar o çok sevdiğim yaz gelecek.
Kim bilir belki de mevsimlere bu kadar takılmamak gerek. Sadece o anı yaşamak, o ana göre giyinmek. Giyinmek demişken, sevdiğim son bahar parçalarını toparlayıp bir stil postu hazırlamak istedim. İstemekle kalmadım sevgili teyzemi ziyarete gittiğimde keyifli de bir çekim gerçekleştirdik. Bu her sonbahar onunla yaptığımız klasik bir aktivite aslında. Geçen seneki stil postuma bakmak için buraya tıklayabilirsin.
Kuru yaprakları toplayıp, havaya atarken ki eğlence... Son bahar benim için işte tam da bu.
Fotoğraflar: Süreyya Aydın & Göze Şener
Headphone : Urbanears
Coat: H&M Selected by David Beckham
Pant: Topman
Shoes: New Balance
Glasses: Rayban










