BloggerFriends "Pera Yaylalı"

Salı, Aralık 08, 2015



Blogger Friends, sizin ve benim beğeniyle takip ettiğimiz bloggerların yer alacağı hem röportaj, hem mekan keşfi hem de keyifli anların paylaşılacağı yeni bir bölüm His Wardrobe'da. Bu bölümün ilk konuğu da uzun zamandır beğeniyle takip ettiğim Pera'yı konuk ettim. Kendisiyle Nişantaşı'nda keyifli bir gün geçirdik ve sorularıma cevaplar aldım.



Göze: Blog yazmaya ne zaman ve neden başladın?

Pera: Hani bazı anların üzerinden ne kadar vakit geçse de onu tüm detaylarıyla hatırlarsınız ve hatırlamaya da devam edecek olduğunuzu bilirsiniz ya; işte blog yazmaya başladığım gün de benim için öyleydi. Zamanı geriye saracak olursak, aylardan Haziran; yıllardan 2011’di. Yaşlardansa yeterince büyük olduğuma inandığım 15’imdeydim. :) O zamanlarda birkaç aylığına ablamlarda kalıyordum.Neden mi? Çünkü, annem içinde mimar ruhu taşıyan cesur bir karakter. Her an, evin hiç beklenmedik bir noktasındaki duvara kıyıp; yıkıp orayı bambaşka bir versiyona dönüştürebilir. Benimse yazımı toz-toprak içinde geçirmek istemeye hiç mi hiç niyetim yoktu. Zaten gündüzlerim yelken antremanıyla geçiyordu. Eve yorgun döndüğüm günlerde ise ruh ikizim ve aynı zamanda ablamla takılmak gerçekten keyif vericiydi. Film izlerdik; kitap okurduk… Geceleri o çizim yaparkense(Yat tasarımları yapıyor.) internette takılırdım. Genelde bu yabancı blogları takip edip okumak şeklinde olurdu. Evet, bende her blogger gibi ‘Acaba bende mi yazsam; Neden olmasın!?’ diyerek, ablamın da desteğiyle bu işe başlayanlardanım. Başlamaktan kastım modaya dair fikirlerimi blog gibi profesyonel ama samimi bir platformda ilk kez paylaşmak. Zira modaya olan ilgim elbette emzikli zamanlarımdan beri kümülatifçe ilerliyor. :P


Göze: Dünya'da takip ettiğin Blogger'lar kimler?

Pera: Aslında bloggerlar ,sponsor anlaşmaları olan markaların yolladığı ürünlerden olsa gerek, gitgide birbirine benziyorlar. İşte tam da bu noktada devreye stil giriyor. Yani marjinal ya da belirgin bir çizginiz olmalı ki trendy detaylara rağmen aradan sıyrılasınız. Karla Deras'ı takdir edilesi bulurum bu açıdan. İddiasızlığıyla iddialı bir bloggerdır… Onun dışında, Karlmond Tang var erkek bloggerlardan takip ettiğim. Ama esas favorim Nick Wooster! Her ne kadar blogger olmasa benim en büyük ilham ve enerji kaynağım diyebilirim.



Göze: Sence Blog devri ne kadar sürecek? İleride yerine ne gelecek?

Pera: Bloggerlık denilen şeyin kategorizasyonu güncellendi; genişledi bence. Önceleri bloglar lifestyle, food, fashion, travel vs. gibi yalnızca hedef konularına göre isimlendirilirken, şimdilerde paylaşım yapılan platformun adına göre türetiliyorlar. Biliyorsunuz ki Instabloggerlık dediğimiz bir kavram doğdu. Yalnızca Instagram’da belirli bir alana yönelik profesyonel paylaşımlarda bulunan kesime bu şekilde hitap ediliyor. Elbette bloga, bloggerlıga alternatif birçok metot gelişecek ilerleyen zamanlarda da. Ama ben yine de sosyal medyanın amaç değil araç olarak kullanılmasından yanayım. Yani blogluk şeyleri blogda paylaşmaktan; hayatımla ve benimle ilgili samimi detayları ya da bloğumla ilgili son gelişmeleriyse sosyal medya  üzerinden paylaşmaktan. Bunun en büyük nedeniyse tamamıyla kendime ait platformda; özgürce ve karakter sınırına bağlı kalmaksızın yazabiliyor olmam diyebilirim.



Göze: Şuan neler yapıyorsun? En sevdiğin yemek ve renk nedir?

Pera: Kadir Has Üniversitesi’nde hukuk okuyorum. Bölümüm, düzenli çalışmayı ve vize-final haftası tam anlamıyla focuslanmayı gerektirdiğinden ciddi anlamda zamanımı alıyor. Ondan arda kalan zamanda da mümkün oldukça blogla ve çekimleriyle meşgulüm.

Spor konusuna gelecek olursak, salon insanı değilim. Ne kadar istikrarlı olsam da bir şekilde engeller türüyor. Hatta bazılarını ben yaratıyorum. Amaca ve doğaya yönelik sporlarla daha barışığım sanırım. Mesela üniversitemin yelken takımında aktif olarak yarışıyorum. Bu bir takım ve sorumluluk işi. Dolayısıyla bireyselkenki gibi kafanıza göre engeller yaratıp aksatma lüksünüz olmuyor.

Yelkenin dışında, henüz çok profesyonel olmasam da Krav Magen’la ilgileniyorum. Karma içerikli, İsrail askerlerinden ilham alınarak kombinasyonlaştırılan; hareketleri refleksif hale dönüştürme amaçlı bir savunma sporu kendisi. ’Siz izin vermediğiniz sürece size kimse dokunamaz’ şeklinde iddialı bir felsefesi var.

Turuncu hariç bütün renkleri severim aslında; ama hepsinin bir yeri olmalı. Mesela mavi tonlarını çok sevmeme rağmen kıyafette pek tercih etmem. Onun yerine lacivertin asil durduğuna inanırım. Ya da sarıyı yalnızca kıyafetlerimde tercih ederim; dekorasyonda etmem. Yer konusunun dışında, en çok kullandığım ve bana huzur veren renklerse maskülen renkler. Griler, grimsi maviler, koyu maviler, uçuk maviler, mavimsi yeşiller, koyu yeşiller, yeşilimsi kahveler, kahvemsi bordolar, kahvenin her tonu ve siyah.

Egeli olduğumdan ya da yelkenle küçüklüğümden beri haşır neşir olduğumdan. Bilemiyorum. Bildiğim tek şey her türlü canlısını bayıla bayıla yiyebildiğim. Deniz ürünleri benim için yalnızca bir sevgi değil aynı zamanda hiç bırakmak istemediğim bir alışkanlık. Somon fümesiz, labneyle mixlediğim Ikea’nın somon ezmesi olmadan ya da havyarsız güne başlayamıyorum. Galiba bu yüzden kahvaltılarımı evde yapmaktan hoşlanıyorum; ilginç çaylarım ve olmazsa olmazlarımı her an her yerde bulamayacağımdan.

You Might Also Like

1 yorum

  1. Güne havyarla başlamak:)) bu kiz kamera şakasimi?

    YanıtlaSil

Blog Archive

Bumerang

Bumerang - Yazarkafe

yazar cafe

Bumerang - Yazarkafe

Google+ Followers