
Önce kendini sev ki sevmenin ne kadar güzel ve değerli olduğunu anlayıp, başkalarını da sevebilesin.
Başkası ne düşünür, başkası ne der? Acaba beni yanlış anladı mı? Acaba benim hakkımda ne düşünüyor? Bu soruları unut! Çünkü başkası değil senin düşündüklerin önemli. Önemli derken burada bir bencillikten bahsetmiyorum, bahsettiğim şey onlar belki senin %2'ni görüyorlar, ama sen %99'unu gören biri olarak kendi değerlendirmeni başkasına değil kendine bırak.
Başkalarını mutlu etmek için yaşama, çünkü yaşam denilen şey çok kısa. Herkesi mutlu etmeye çalışıp, ince düşündükçe sen aslında kendini mutsuz etmeye başlayacaksın. Asıl olan şey senin kendi ruhunla mutluluğu yakalayıp, sonrasında ise bunu çevrenle paylaşabilmendir. Sen mutlu olursan, seni sevenler de mutlu olacaktır. Bunu unutma!
Kimse çevresinde negatif düşünen, olumsuz konuşan insanların olmasını istemez. Bu yüzden iyi düşün, mutlu ol, pozitif bak dünyaya!
Bu arada bu söylediklerimi ben yapabiliyor muyum? Kesinlikle hayır! Ama yapmak için elimden geleni yapacağım.
Çanta: Tommy Hilfiger
Gömlek: Beymen
Kravat: Fabrika
Broş: Zara
Pantolon: H&M
Şal: H&M
Şapka: Accessuro
Fotoğraf: LaPermStyle
Asıl mesleğim olan sosyal ve dijital medyaya yönelik araştırmalarımı ve düşüncelerimi de artık buradan paylaşacağım. Bunlardan ilkini 2016'nın sosyal medya trendleri üzerine yazmak istiyorum.
1- Artık Metin değil Görsel aratacağız!
Aslında en çok zorlandığımız şey aradığımız ve aklımızda olan görseli yazıya dökmektir. Bunun için nereden nasıl başlasak, hangi anahtar kelimeleri kullansak diye düşünüp dururuz. Eğer şansımız varsa o görsele ait birkaç kelime aklımıza gelir ve doğru içeriğe o şekilde ulaşmaya çalışırız. Ama artık devir değişiyor. İlk olarak Google'ın 2015'in başında başlattığı görsel arama teknolojisi artık diğer sosyal medya sitelerine de sıçrıyor. Bunlardan en başarılısı ise 2015'in son aylarında Pinterest'in hayata geçirdiği görsel arama seçeneği.
Bir gün ofiste arkadaşımla görsel ararken, birden onun görsel üzerinde bir pencere seçtiğini ve sol taraftada oradaki ile birebir uyumlu görselleri listelediğini gördüm. Böylece Pinterest'in bu müthiş tool'u hayata geçirdiğini öğrenmiş oldum. 2016 yılında Google bu arama şeklini daha da geliştirecek. Ve tabii olası olarak facebook gibi diğer sosyal medya mecralarına da bunun sıçraması.
Peki marka ya da bir blogger olarak bunu nasıl kullanabileceğiz? öncelikle görselin önemi daha da artacak. Seçtiğimiz görsellerin bize özel oluşu farklılığı ve öne çıkmayı kolaylaştıracaktır. Bunun yanı sıra görsele ekleyeceğimiz ufak logolar ya da etiketler, bizden yayınlanan görsellerin toplu halde görünmesini de sağlayacaktır. Yani görsel hashtag'lerden bahsediyorum. Seçilecek görsellerin çok karışık olmaması, yalın ve net olması, verilmek istenilen mesajı anlatması da önem taşıyor.
2- Videolar artık 360 derece olacak.
Videoları şimdiye kadar sadece 180 olarak izleyebiliyorduk. Sadece o kadrajda olanları görüyor, işin arkasında neler olduğunu bilmiyorduk. Artık yeni yıl ile birlikte kameranın arkasını da görme şansı yakalayacağız. Özel bir kamera ile yapılan bu çekimlerde, izleyiciler özel bir sistem gerektirmeden videoyu izlerken, istedikleri yöne açıyı yani bakışlarını çevirebilecekler.
Bunu ilk kullanan marka Nescafe oldu. hayatı 360 derece yakala! mottosuyla yola çıkan marka, bu özel kamera ile çok yaratıcı bir içerik çekti.
3- Facebook Instant Articles
Bu özellik artık haberlere ulaşmak için vakit kaybetmemizi engelliyor. Mikro bir blogu facebook içerisine gömerek içerikler üretmemize sağlayan bu sistem sayesinde, Facebook kullanıcıları zaman kaybetmeden ilgili habere ulaşabiliyor, fotoğraf veya videoyu anında ve yüksek kalitede izleyebiliyor. 2016'da bir çok markanın kendi Facebook Instant article'larını oluşturmasını bekleniyorum.
Detaylar için: https://instantarticles.fb.com/
4- Facebook Mention
Eğer Facebook'ta onaylı bir fan sayfanız varsa buradan takipçilerinizle anında iletişime geçebiliyorsunuz. Geçtiğimiz günlerde Mashable'ın yaptığı gibi live broadcast yayınları yapabiliyorsunuz. Bu özelliğin diğer sayfalara da geçmesini bekliyorum.
Detaylar için: https://www.facebook.com/about/mentions/
5- Snapchat Discover
Snapchat'ın Ocak 2015'te sunmaya başladığı bu özellikten şimdiye kadar belirli markalar faydalanabiliyordu. Artık kullanıcılar diledikleri markaları buradaki discover'dan takip edebilecek. Yani Snapchat buradan reklam da almaya başlayacak.
istanbul buz pateni
Vakko Suadiye, Yeni Yılı BUZ PATENİ PİSTİ ile karşılıyor!
Pazar, Aralık 27, 2015
Vakko, yeni yılı yine benzersiz bir coşku ile karşılıyor... Vakko Suadiye’nin bahçesinde, yeni yıla özel kurulan Vakko Buz Pateni Pisti’yle yılbaşı heyecanı daha da keyifli bir hale geliyor.
Vakko
her yıl, Aralık ayında tüm mağazalarında, herkes tarafından büyük bir
merakla beklenen coşkulu, ışıl ışıl ve büyülü bir atmosfer sunuyor.
Mağaza vitrinleriyle başlayan coşku Vakko dostlarına yönelik
gerçekleştirilen farklı etkinliklerle büyük bir keyfe dönüşüyor.
Yeni
yıla özel gerçekleştirilen bu etkinliklerden biri, Bağdat Caddesi’nin
ikonu olan ve yeni yıl süslemesi herkes tarafından merakla beklenen
Vakko Suadiye’nin bahçesinde kurulan Buz Pateni Pisti... İlk defa geçen
sene kurulan Buz Pateni pisti bu sene de tüm İstanbulluları yeni yıl
heyecanına ortak ediyor.
Işık
enstelasyonlarının yanı sıra figüristlerin şovlarıyla da renklenen Buz
Pateni Pisti’nde eğitmenlerin eşliğinde ücretsiz olarak buz pateni
yapmak ve Vakko Suadiye’nin büyülü ortamında yeni yıl coşkusunu yaşamak
mümkün olacak.
Yeni yılın gelenekselleşmiş en büyük sürprizi Vakko Buz Pateni Pisti, 2015’i unutulmaz şekilde uğurlamak ve yılbaşının ışıltılı coşkusunu doyasıya çıkarmak isteyen herkesi bekliyor!
Vakko Suadiye Buz Pateni Pisti 1 Ocak 2016’ya kadar her gün 10:00 – 20:00 saatleri arasında açık olacak.
Şimdi yazının başlığına bakıp hemen uçak, araba, sonsuz para diyeceğimi düşünüyorsunuz biliyorum ama bu sefer başka bir hediyeden bahsedeceğim. Yılbaşı yaklaşırken evde aile üyeleri tarafından gizli gizli işler çevrilmeye başlar. Herkes kendi hediyesini en güvenli yere saklamaya çalışır aynı zamanda diğerlerinin hediyelerini bulmaya çalışır. Bu yıl evde yılbaşı için hediyemi biraz erken buldum. Gardırobun en arkasında hışırdayan bir torba içerisinde hediye saklanırsa olmaz.
Neyse ben şu hediye kısmına geçeyim. Daha gelmeyen yılbaşının hediyesi: Oral-B şarjlı diş fırçası. Denemeye çekiniyordum ama hediye gelince keşke daha önce alsaymışım dedim kendi kendime.
Ağız bakımına çok önem veren birisi olarak bu benim için en iyi yılbaşı hediyesi oldu. Siz de yeni yılda sevdiklerinize Oral-B şarjlı diş fırçası hediye ederek onları mutlu edebilirsiniz.
Ürünleri incelemek ve yılbaşı indiriminden yararlanmak için tıklayınız. Bu arada, Burcu Esmersoy'lu videosunu da paylaşmadan duramadım :)
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Blogger Friends, sizin ve benim beğeniyle takip ettiğimiz bloggerların yer alacağı hem röportaj, hem mekan keşfi hem de keyifli anların paylaşılacağı yeni bir bölüm His Wardrobe'da. Bu bölümün ilk konuğu da uzun zamandır beğeniyle takip ettiğim Pera'yı konuk ettim. Kendisiyle Nişantaşı'nda keyifli bir gün geçirdik ve sorularıma cevaplar aldım.
Göze: Blog yazmaya ne zaman ve neden başladın?
Pera: Hani bazı anların üzerinden ne kadar vakit geçse de onu tüm detaylarıyla hatırlarsınız ve hatırlamaya da devam edecek olduğunuzu bilirsiniz ya; işte blog yazmaya başladığım gün de benim için öyleydi. Zamanı geriye saracak olursak, aylardan Haziran; yıllardan 2011’di. Yaşlardansa yeterince büyük olduğuma inandığım 15’imdeydim. :) O zamanlarda birkaç aylığına ablamlarda kalıyordum.Neden mi? Çünkü, annem içinde mimar ruhu taşıyan cesur bir karakter. Her an, evin hiç beklenmedik bir noktasındaki duvara kıyıp; yıkıp orayı bambaşka bir versiyona dönüştürebilir. Benimse yazımı toz-toprak içinde geçirmek istemeye hiç mi hiç niyetim yoktu. Zaten gündüzlerim yelken antremanıyla geçiyordu. Eve yorgun döndüğüm günlerde ise ruh ikizim ve aynı zamanda ablamla takılmak gerçekten keyif vericiydi. Film izlerdik; kitap okurduk… Geceleri o çizim yaparkense(Yat tasarımları yapıyor.) internette takılırdım. Genelde bu yabancı blogları takip edip okumak şeklinde olurdu. Evet, bende her blogger gibi ‘Acaba bende mi yazsam; Neden olmasın!?’ diyerek, ablamın da desteğiyle bu işe başlayanlardanım. Başlamaktan kastım modaya dair fikirlerimi blog gibi profesyonel ama samimi bir platformda ilk kez paylaşmak. Zira modaya olan ilgim elbette emzikli zamanlarımdan beri kümülatifçe ilerliyor. :P
Göze: Dünya'da takip ettiğin Blogger'lar kimler?
Pera: Aslında bloggerlar ,sponsor anlaşmaları olan markaların yolladığı ürünlerden olsa gerek, gitgide birbirine benziyorlar. İşte tam da bu noktada devreye stil giriyor. Yani marjinal ya da belirgin bir çizginiz olmalı ki trendy detaylara rağmen aradan sıyrılasınız. Karla Deras'ı takdir edilesi bulurum bu açıdan. İddiasızlığıyla iddialı bir bloggerdır… Onun dışında, Karlmond Tang var erkek bloggerlardan takip ettiğim. Ama esas favorim Nick Wooster! Her ne kadar blogger olmasa benim en büyük ilham ve enerji kaynağım diyebilirim.
Göze: Sence Blog devri ne kadar sürecek? İleride yerine ne gelecek?
Pera: Bloggerlık denilen şeyin kategorizasyonu güncellendi; genişledi bence. Önceleri bloglar lifestyle, food, fashion, travel vs. gibi yalnızca hedef konularına göre isimlendirilirken, şimdilerde paylaşım yapılan platformun adına göre türetiliyorlar. Biliyorsunuz ki Instabloggerlık dediğimiz bir kavram doğdu. Yalnızca Instagram’da belirli bir alana yönelik profesyonel paylaşımlarda bulunan kesime bu şekilde hitap ediliyor. Elbette bloga, bloggerlıga alternatif birçok metot gelişecek ilerleyen zamanlarda da. Ama ben yine de sosyal medyanın amaç değil araç olarak kullanılmasından yanayım. Yani blogluk şeyleri blogda paylaşmaktan; hayatımla ve benimle ilgili samimi detayları ya da bloğumla ilgili son gelişmeleriyse sosyal medya üzerinden paylaşmaktan. Bunun en büyük nedeniyse tamamıyla kendime ait platformda; özgürce ve karakter sınırına bağlı kalmaksızın yazabiliyor olmam diyebilirim.
Göze: Şuan neler yapıyorsun? En sevdiğin yemek ve renk nedir?
Pera: Kadir Has Üniversitesi’nde hukuk okuyorum. Bölümüm, düzenli çalışmayı ve vize-final haftası tam anlamıyla focuslanmayı gerektirdiğinden ciddi anlamda zamanımı alıyor. Ondan arda kalan zamanda da mümkün oldukça blogla ve çekimleriyle meşgulüm.
Spor konusuna gelecek olursak, salon insanı değilim. Ne kadar istikrarlı olsam da bir şekilde engeller türüyor. Hatta bazılarını ben yaratıyorum. Amaca ve doğaya yönelik sporlarla daha barışığım sanırım. Mesela üniversitemin yelken takımında aktif olarak yarışıyorum. Bu bir takım ve sorumluluk işi. Dolayısıyla bireyselkenki gibi kafanıza göre engeller yaratıp aksatma lüksünüz olmuyor.
Yelkenin dışında, henüz çok profesyonel olmasam da Krav Magen’la ilgileniyorum. Karma içerikli, İsrail askerlerinden ilham alınarak kombinasyonlaştırılan; hareketleri refleksif hale dönüştürme amaçlı bir savunma sporu kendisi. ’Siz izin vermediğiniz sürece size kimse dokunamaz’ şeklinde iddialı bir felsefesi var.
Turuncu hariç bütün renkleri severim aslında; ama hepsinin bir yeri olmalı. Mesela mavi tonlarını çok sevmeme rağmen kıyafette pek tercih etmem. Onun yerine lacivertin asil durduğuna inanırım. Ya da sarıyı yalnızca kıyafetlerimde tercih ederim; dekorasyonda etmem. Yer konusunun dışında, en çok kullandığım ve bana huzur veren renklerse maskülen renkler. Griler, grimsi maviler, koyu maviler, uçuk maviler, mavimsi yeşiller, koyu yeşiller, yeşilimsi kahveler, kahvemsi bordolar, kahvenin her tonu ve siyah.
Egeli olduğumdan ya da yelkenle küçüklüğümden beri haşır neşir olduğumdan. Bilemiyorum. Bildiğim tek şey her türlü canlısını bayıla bayıla yiyebildiğim. Deniz ürünleri benim için yalnızca bir sevgi değil aynı zamanda hiç bırakmak istemediğim bir alışkanlık. Somon fümesiz, labneyle mixlediğim Ikea’nın somon ezmesi olmadan ya da havyarsız güne başlayamıyorum. Galiba bu yüzden kahvaltılarımı evde yapmaktan hoşlanıyorum; ilginç çaylarım ve olmazsa olmazlarımı her an her yerde bulamayacağımdan.
Keyifli bir Pazar günü geçirmek için ihtiyacınız olan şeyler: yüksek olmasa da moralinizi dengede tutacak bir iç enerji, günün iyi geçeceğine inanmak, sizi kalpten seven dostlarınız ve tabii ki sundukları hizmetle sizi evinizde hissettirecek sıcak bir mekan. Biz de bu Pazar günü sevgili dostlarım La Perm Style ile birlikte Özdilek Karafırın'ı ziyaret ettik. Öncelikle çalışanların güler yüzlü olması bizi çok mutlu etti. Çünkü artık bir çok yerde çalışanlar ne yazık ki mutsuz ve bu müşterilere de yansıyor. Sonrasında ise mekanın sıcak ve tatlı dekorasyonu bizi içerisine çekti ve keyifli bir sohbete başladık. Tabii geleneklerimizin unutulmaması da çok tatlıydı. Mesela hesabın eski kırmızı demliklerde gelmesi ya da çay sunum tepsilerinin tıpkı kır kahvelerindeki gibi olması gibi...
Bizim tercihimiz lor peynirli otlu gözlemeden yana oldu. Ve gerçekten başarılı bulduk. Hem sunum hem de lezzet olarak çok iyiydi, yazarken bile yutkunmaya başladım :)
Her ne olursa olsun, Pazar günlerinize enerji katmak sizin elinizde unutmayın!
Sevgiler,
Göze
Bizim tercihimiz lor peynirli otlu gözlemeden yana oldu. Ve gerçekten başarılı bulduk. Hem sunum hem de lezzet olarak çok iyiydi, yazarken bile yutkunmaya başladım :)
Her ne olursa olsun, Pazar günlerinize enerji katmak sizin elinizde unutmayın!
Sevgiler,
Göze
Güne saat 8'de İstinye Devlet Hastanesi'nde başladım. İşlerimi tamamlayıp bitirmek tam 4 saat aldı. Aslında ben şanslı bir azınlık da sayılabilirim. Zira devlet hastanesinde işlem yaptırmak, Amazon ormanlarında hayatta kalmaktan daha zor. Ben küçük yaşlardan beri her sene düzenli olarak hastane ziyareti yaptığım için bugün gayet iyi bir şekilde survive edebildim.
Adeta bir çıta ataklığında röntgen'den, odymetre'ye oradan kan'a oradan da solunum testi'ne koştum. Bu sırada şansınız varsa eğer, ileri tarihlere atılan randevu sırasını da öne çekebiliyorsunuz. Burada üslubunuz ve kurduğunuz iletişim önem kazanıyor. Ormanın kralı aslansa hastanenin kralı da doktorlar ve tabii ki danışmadaki ablalar oluyor. Yaşlı teyzeleri hürmetle selamladıktan sonra, doktorun odasına kendinizi atabilirseniz şans bugün sizden yana! Tabii bütün bunları kan vereceğiniz için aç karnına yapmak sonrasında ufak çaplı bir baş ağrısına neden oluyor.
Hastaneye gidiyorsanız yanınıza bir kitap almayı da sakın ihmal etmeyin. Ben bütün kitaplarını okuduğum, özellikle stressizle anlarda antidepresan gibi gelen, sevgili Gülse Birsel'in yeni çıkan kitabı "Memleketi Ben Kurtacağım"ı almıştım. Özellikle ülkemizin içerisinde geçtiği bu güzel günlerde mutlaka okunması gereken bir kitap. Sevgili Gülse birsel'in zekasına hayranım. Unutmadan bence devlet hastanesinde Nasıl survive olunur adında bir dersi de müfradatımıza eklemek lazım. Yoksa gelecek nesil ne yapar!? Ha ben bugün hasta olarak da gitmedim çok şükür, bir rapor için gittim. Tüm hastalara geçmiş olsun dileklerimi sunuyor, bu yazımı da sonuna kadar okuyan herkese mutlu bir gün diliyorum. Sağlığın altın kadar değerli olduğunu unutmayın.
Sevgiler,
Göze Şener
Adeta bir çıta ataklığında röntgen'den, odymetre'ye oradan kan'a oradan da solunum testi'ne koştum. Bu sırada şansınız varsa eğer, ileri tarihlere atılan randevu sırasını da öne çekebiliyorsunuz. Burada üslubunuz ve kurduğunuz iletişim önem kazanıyor. Ormanın kralı aslansa hastanenin kralı da doktorlar ve tabii ki danışmadaki ablalar oluyor. Yaşlı teyzeleri hürmetle selamladıktan sonra, doktorun odasına kendinizi atabilirseniz şans bugün sizden yana! Tabii bütün bunları kan vereceğiniz için aç karnına yapmak sonrasında ufak çaplı bir baş ağrısına neden oluyor.
Hastaneye gidiyorsanız yanınıza bir kitap almayı da sakın ihmal etmeyin. Ben bütün kitaplarını okuduğum, özellikle stressizle anlarda antidepresan gibi gelen, sevgili Gülse Birsel'in yeni çıkan kitabı "Memleketi Ben Kurtacağım"ı almıştım. Özellikle ülkemizin içerisinde geçtiği bu güzel günlerde mutlaka okunması gereken bir kitap. Sevgili Gülse birsel'in zekasına hayranım. Unutmadan bence devlet hastanesinde Nasıl survive olunur adında bir dersi de müfradatımıza eklemek lazım. Yoksa gelecek nesil ne yapar!? Ha ben bugün hasta olarak da gitmedim çok şükür, bir rapor için gittim. Tüm hastalara geçmiş olsun dileklerimi sunuyor, bu yazımı da sonuna kadar okuyan herkese mutlu bir gün diliyorum. Sağlığın altın kadar değerli olduğunu unutmayın.
Sevgiler,
Göze Şener



















